RSS

Şehitlik ve Fazileti

وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا ۚ بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab’leri katında rızıklanmaktadırlar.

Allah’ın fazlından kendilerine bahşettiği saadetle şadgâm olarak merzuk olurlar, arkalarından şehadetle kendilerine yetişemeyen mücahidler hakkında da şunu istibşar ederler ki onlara bir korku yok, onlar da mahzun olmayacaklar.

Allah’ın bir nimetini bir de fazlını ve Allah müminlerin ecrini zayi’ etmeyeceğini istibşar ederler. (Al-i İmran 169/171 – Elmalılı hamdi yazır meali)

Bu ayeti kerimeler, Uhud şehitleri hakkında nazil olmuştur. Uhud savaşı hicretin 3. Senesinde Mekkeli 3000 kişilik müşrik ordusuna karşı 700 kişilik Müslüman ordusunun karşılaşması ile meydana gelmiş Müslümanlar 70 şehit vermişler, Peygamber efendimizin mübarek amcası hz. Hamza bin Abdulmuttalip vahşice şehit edilmiş, müşriklerden 45 kişi öldürülmüş ve iki tarafta birbirine üstünlük sağlayamayıp, müşriklerin geri çekilmesi ile nihayete ermiştir.

Hz Hamza, halkı tarafından sevilir ve sayılırdı. Müslüman olduktan sonra bütün Müslümanlar rahat etmişlerdi. Peygamber efendimiz bundan dolayı Haz Hamza’yı çok severdi. Allah’ın Arslanı olan hz Hamza peygamber efendimizden iki yaş büyüktü.

Peygamber efendimizin kıymetli amcası, Allah’ın arslanı hz Hamza, bedir savaşı esnasında Hind isimli müşrik bir kadının babasını ve kardeşini öldürmüş, Uhud’da pek çok müşriğin kafasını uçurmuştu. Hind, Cübeyr İbn-i Mutim isimli bir müşriğin kölesi olan Vâşi’ye (Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olmuştur, asla lanet olunmaz, sahabedendir.) hz Hamza’yı öldürdüğü takdirde pek Read the rest of this entry »

Reklamlar
 
 

Etiketler: , , , , , , , ,

Çanakkale Şehitleri

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُواْ لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُواْ حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

İnsanlar onlara: «Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun.» dediklerinde, bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: «Allah bize yeter. O ne güzel vekildir».

İslamiyet’in tebliğe başlandığı ilk günden itibaren kâfirlerle savaşma başlamıştır. Müslümanların ilk harbi olan bedir harbinde Müslümanlar 305 kişi iken müşrikler 950 kişi ile karşılaşmışlardır. Fakat savaş Müslümanlar tarafından 14 şehit vererek kazanılmıştır. Müşrikler ise 70 kayıp 70 esir bırakarak kaçmışlardır. İşte o gün bedir harbi meydanındaki kazanmaya sebep olan güç iman gücüdür. Bu gün anlatacağımız Çanakkale harbinde galip gelende aynı imanın gücüdür.

Defalarca iman karşısında bozguna uğrayan düşman Çanakkale’deki Müslümanları hafife alıp tarihe geçecek şekilde saldırmış ve tekrar iman karşısında güçsüz kalmışlardır.

Yıl 1984… Turgut Özal başbakan, Milli Eğitim Bakanı ise Vehbi Dinçerler.

Turgut Özal, Türk gençlerinin eğitimi hususunda araştırma yapmak üzere bir Japon heyeti davet eder. Bu heyet bir süre ülkemizde kalır ve değişik yerlerde çeşitli görüşmelerde ve temaslarda bulunurlar. Araştırmalarının sonuçlarını açıklamak üzere başbakan Turgut Özal’ın yanına çıkarlar. Millî Eğitim Bakanı da oradadır. Japonlar, araştırmanın sonucunu bir cümle ile belirtir:

— Sizin gençlerinizde millî şuur yok! Read the rest of this entry »

 

Etiketler: , , , , ,

KALB TEMİZLİĞİ

 

إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ*يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

“O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer).” (şuara 88-89 elmalılı hamdi yazır meali)

Cenab-ı Hakkın ayeti kerimede buyurduğu üzere dünyada ne kadar çok mala mülke sahip olursa olsun, hangi mevkiye hangi makama çıkarsa çıksın, insanlar için övünç kaynağı olan oğulları evlatları ne kadar çok ve kalabalık olursa olsun, o günde yani kıyamet gününde fayda vermeyecektir.

O gün faydalı olan tek şey kalbi selim yani temiz kalptir. Ancak bu bahsedilen temiz kalp; hani pek çok kez duyduğumuz üzere “ben namaz kılmıyorum ama kalbim temiz, oruç tutmuyorum ama kalbim temiz” diyerek ibadetlerine dikkat etmediği, günahtan kaçınmadığı halde sadece birtakım kelimeleri söylememek, insanlara büyük zararlar verecek şeyler yapmamak ile olduğu zannedilen temizlik değildir.

İşte bu temiz kalbin nasıl husule geleceği, kalbin nasıl temizleneceği, ayette kasdedilen temizliğin ne olduğunu izah etmeye çalışacağız…

Cenab-ı hakkın ayeti kerimede zikrettiği üzere kalb-i selim yani selim, doğru, temiz kalb, kalb hastalıklarından temiz olan kalbdir.

Kalb, en şerefli aza, imanın karargahı ve rahmanın nazargahı olduğu için kalb diye isimlendirilmiştir.

Hadis-i şerifte peygamber efendimiz buyuruyor ki;

“Dikkat edin cesette bir çiğnem et parçası vardır. O iyi olduğu zaman bütün vücut iyi olur. O bozulduğu zaman bütün vücut bozulur. Dikkat edin o kalbdir.” Buyurmaktadır. (buhari – müslim)

Öyle değil mi? Kalb büyüklük bakımından ortalama olarak insanın yumruğu kadar ufak bir şey iken, her sözünde sadık olan peygamber efendimizin haber verdiği üzere; hem dünyevi anlamda hemde uhrevi anlamda bedenimizin sıhhat ve afiyetini temin eden kalbdir. Read the rest of this entry »

 

Etiketler: , , , , , , , ,

CEBRAİL AS’ın KALDIRACAĞI ON EMİR

قُلْ مَنْ كَانَ عَدُواًّ لِجِبْر۪يلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ

Söyle; her kim Cebrail’e düşman ise iyi bilsin ki, Kur’ân’ı senin kalbine Allah’ın izniyle kendinden önceki vahiyleri onaylayıcı, müminlere hidayet ve müjde kaynağı olmak üzere o indirdi. (bakara 97)

Peygamber efendimiz buyuruyorlar ki;

“yüce Allah Cebrail as’ı en güzel surette yaratmıştır. Onun altıyüz kanadı vardır; bu kanatların arasında iki yeşil kanat vardır ki, tavus kuşunun kanatlarına benzer. Bu kanatlarını açtığı zaman yerle gök arasını doldurur.” (dürretül vaizin 2/660)

Peygamber efendimiz, Medine’ye teşrif ettikleri zaman fedek Yahudilerinden Abdullah bin suriya geldi. Sordu

Ey Muhammed! Senin uykun nasıldır? Ben sana ahir zaman peygamberinin uykusunu sormaktayım! Dedi. Peygamber efendimiz;

Gözlerim uyur kalbim uyanıktır. Buyurdular. Bunun üzerine o Yahudi:

Doğru söyledin! Bana çocuktan haber ver! Çocuk anneden mi olur babadan mı? Peygamber efendimiz;

Kemik, sinir sistemi ve damarlar erkekten; kan, et, tırnak ve saç kadındandır. Buyurdu. O;

Doğru söyledin! Bazen çocuk amcalarına benziyor, kendisinde dayılarından hiçbir benzerlik yok. Bazen de dayılarına benziyor, kendisinde amcalarına çeken hiçbir benzerlik yok, bunun sebebi nedir? Dedi. Efendimiz hz;

Karı ve kocadan kadınların suyu diğerinin suyundan fazla olursa çocuk ona çeker! Buyurdu. Yahudi;

Doğru söyledin ya Muhammed! Yakub as’ın nefsine haram kıldığı yiyecek neydi? Peygamber efendimiz;

Yakub as çok şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Allah’a nezirde (adak) bulundu. İyileşirse, en sevdiği etleri (-ki, bu deve etidir) ve en sevdiği içecekleri (-ki bu da deve sütüdür) yiyip içmeyeceğine Allah’a adakta bulundu. Buyurdu. Yahudi;

Doğru söyledin ya Muhammed! Cennette insanlara ilk ikram edilen konukluk nedir? Peygamber efendimiz;

Balık, buyurdu. Yahudi;

Doğru söyledin ya Muhammed! Dedi. Yahudi sonra konuşmasına devam etti:

Bir haslet kaldı, onu da söylersen sana iman edeceğim ve sana tabi olacağım! Sana hangi melek gelir? Sana Allah tarafından vahiy getiren meleğin adı nedir? Diye sordu. Efendimiz hazretleri;

Cebrail! Dedi. Yahudi;

İşte o düşmandır. Çünki Cebrail azap meleğidir. Katl (öldürmek), azap, gemilerin kırıp parçalanması ve şiddetleri haber vermek için gelir. Bizim elçimiz Mikâil’dir. Çünki o, rahmet meleğidir. Yağmur, müjdeli haber, bolluk ve bereket ile iner. Dedi. Peygamber efendimiz;

Onun size ne düşmanlığı vardır? Dedi; Yahudi;

Cebrail bize birçok defalar düşmanlık etti. Onun bize düşmanlığı çok şiddetlidir. Allah Teâlâ hazretleri peygamberimiz Musa as’a beyti Makdis’in yakında harap olacağını bildirdi. Bu harap olma işi de kendisine buhtun-nasr denilen bir adamın zamanında olacaktır. Buhtunnasr’ın çıkacağı ve beyt-i Makdis’i harap edeceği Read the rest of this entry »

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Küfrü Hükmi – Heva-ü Heves

ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ

Sonra emirden bir şerîat üzere seni memur kıldık, onun için sen o şerîate ittiba eyle de ilmi olmayanların hevalarına uyma.  (casiye 18)

Cenab-ı Hak kullarına şeriatına ittiba ederek hevadan uzak durmalarını emretmektedir. Yani Müslüman olan İslam şerefi ile müşerref olan kullarının artık cahil olup da İslam’dan haberi olmayan kimselerin hevalarına dünyalık arzu ve isteklerine meyletmemelerini emrediyor.

Çünki Cenab-ı Hakk’ın kullarına bahşetmiş olduğu İman ve İslam nimeti o kadar mukaddes bir nimettir ki, bir kısım kullarına Cenab-ı Hakk lütfen bahşetmiş olsa dahi kaybetmesi çok kolay  muhafazası hususiyet ile emek isteyen ve kişinin hem dünyasını hem de ahiretini bahtiyar etmek için koruması gereken yegane mücevheridir.

Cenab-ı Hakk insanları dört kısım olarak yaratmıştır;

1-      Şehadet getirip amel eden ve sağlam bir itikad sahibi olan kişi. Bu kimse ‘Muhlis’dir.

2-      Şehadet getirip amel ettiği halde itikadı olmayan kimsedir. Bu kimse ‘münafık’dır.

3-      Şehadet getirip iman ettiği halde amel etmeyen kimsedir. Bu kimse ‘fasık’dır.

4-      Şehadet getirmeyen kimsedir. Bu kimse ‘kafir’dir. (mev’ıze-i hasene 128)

Demek ki kişinin tam iman sahibi olabilmesi için evvela şehadet getirmeye, itikadının yani inancının sağlam olmasına ve dinin icapları ile amel etmesine ihtiyacı vardır. Yoksa sahip olduğu iman tam kamil bir iman değildir. Bu nedenle Cenab-ı Hak

قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنَّاۜ قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلٰكِنْ قُولُٓوا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْا۪يمَانُ ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ

 “Bedevîler “inandık” dediler. De ki: Siz iman etmediniz ama “Teslim olduk.” deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi.” ( hucurat 14) buyurmaktadır. Yani imanı kalbine yerleşmemiş olan kimseleri lisanen mü’min sayıp henüz tam iman etmediniz buyurmaktadır.

İşte kulun kurtuluşa erebilmesi için evvela tam bir imana sahip olması, bu imanı da son nefes dahil muhafaza etmesi gerekmektedir. Çünkü nasıl sadece iman ettim demek sadece dil ile söylemek imanı kamil kılmıyorsa, kaybetmek içinde illaki dil ile küfür kelimelerini söylemeye lüzum yoktur.

Küfür dört çeşittir:

1. Küfrü Cehli,

2. Küfrü İnâdi,

3. Küfrü Nifâki,

4. Küfrü Hükmi.

1. Küfrü Cehli : Sebebi cehalettir. Bu da, Semâvât, Arz, Güneş, Ay ve diğer varlıklar gibi Allâh’ü Teâlâ’nın kudretine delalet eden akli deliller hususunda düşünmemek, iltifat etmemek, kulak vermemektir.

Avam insanların küfrü böyle (cehli) dir.

2. Küfrü İnâdi : İnkar yolu ile küfürdür. Musa Aleyhisselâm’ın bir çok mucizelerini görmelerine rağmen Firavn’ın küfrü gibi.

Küfrü İnadinin sebebi: Kibirlenmek, riyaset sevgisi ve insanların kötülemesinden korkmaktır.

3. Küfrü Hükmi: Şeriat hükmünce küfür sayılan her şeydir. Yani; kalben tasdik bulunmasına rağmen Allâh’ü Teâlâ’nın yalanlama emaresi saydığı söz ve işleri işlemektir.

Şer’an tazim edilmesi gereken hususları (mukaddesatı) hafife almak gibi…

Dini (hususlara) ehemmiyet vermemek gibi… (tefciruttesnim fi kalbin selim 1/229-234)

Mü’min’in en çok dikkat etmesi gereken küfrü hükmidir. Çünkü küfrü hükmi kişinin çoğu zaman farkına varmadan söylediği bir tek cümle ile husule gelip imana zarar veren bir küfürdür ki, bu cümlelerin çoğu da kulaktan dolma, manası düşünülmeden alışkanlıklar nisbetinde söylenen sözcüklerdedir. (yukarda Allah var demek gibi, halbuki Allah’a mekan izafe edilmez.)

Bu sebeple kulun zahiran küfür sayılan şeyleden uzak durmaya gayret gösterdiği gibi hükmen küfür sayılan şeylerden de uzak durması lazımdır.

İşte Cenab-ı Hakk’ın başta zikredilen ayeti kerime de “ilmi olmayanların hevalarına uyma.  (casiye 18)” buyurmasının sebebi de budur. Zira dikkatsizce edilen cahilce bir söz imanımıza zarar vermekte dünya ve ahiretimizi ziyan etmektedir. Öyle ise geçici olan dünya hayatında kısa süreli zevkler, arzu ve istekler için, heva-ü nefs için ahiretimizi ziyan etmemek için ince eleyip sık dokumak ve imanımızı muhafaza etmek mecburiyetindeyiz. Ancak bunu yapmaya çalışırken dahi elbette imana düşman olan nefis ve şeytan boş durmayacak insanların alışkanlıkları zamanın getirileri üzerinden bizleri yolumuzdan saptırmaya imanımızdan koparmaya çalışacaklardır.

Oysaki iman etmeyen kafir dendiği, iman etmiş gibi görünen imansızlara münafık denildiği gibi;
Kişi zamanı ön plana çıkarır hadiseleri zamana isnad ederse o dehri’dir (tefciruttesnim fi kalbin selim 1/241) yani karanlığa düşmüştür.  Aydınlık olan imanı bulmuş ancak itikadı karanlığa saptığı için kendisine dehri denilmiştir.

Demek ki iman adetler değil, ayetler nisbeti ile korunur. İmanı muhafaza edebilmek için değil fiili işlemek benzemekten dahi sakınmak icap eder.

Şeytan bir gün haz İsa’ya gelerek ona; ‘La ilahe ilallah’ de! Diye teklif eder. Hz İsa; “doğru sözdür, fakat onu senin demenle söylemem.” Diye karşılık verir.

Çünkü onun kötülük yolundaki hesapsız tuzakları gibi iyilik yolunda görünen tuzakları da vardır. Birçok abidi, zahidi, zengini ve çeşitli zümreye mensup kimseleri bu yoldan helake sürüklemiştir. (kalplerin keşfi 588)

İşte zamanımızın en büyük hastalıklarından biride neticesi düşünülmeden kötülüğün, küfrün içinde olduğu halde hayır ve doğru olduğuna, zararsız olduğuna iman ve islamımıza zarar vermeyeceği iddiası ile işlenen fiiller ve söylenen sözlerdir.

Halbuki peygamber efendimiz giyim kuşamından tırnak kesmesine kadar ehemniyyet göstermiş hatta Abdullah bin Amr bin el As’ın üzerinde usfur denilen ot ile boyanmış iki elbise görünce “hakikat bu, kafirlerin elbiselerindendir. Bunu giyme!” buyurdular. (müslim 6/144 – kırk mevzuda kırk hadis 408)

Yine başka bir hadisi şeriflerinde;

“kişi dostunun dini ve ahlakı üzerinedir. Öyle ise herhangi biriniz dostluk edeceği kimseye baksın.” Buyurarak, dostluk ettiğimiz, kendisi ile hemhal olduğumuz, yememiz içmemiz ve hatta giyinmemiz ile kendisine benzediğimiz kimseler ile dinimizin yani imanımızın bir olduğunu haber vermiştir.

İşte ahir zaman diye isimlendirilen ve bütün peygamberlerin dahi şerrinden hz Allah’a sığındıkları bu devirde imanımızı muhafaza edebilmek ve elbette zahiri küfürden kaçındığımız gibi hükmen dahi kafir olamamak için azami dikkat göstermek bu hususta gayret sarfetmek lazımdır. Dünyevi heva ve heves uğrunu uhrevi hayatı mahvetmemek lazımdır. Peygamber efendimiz hevaü heves hakkında;

“yeryüzünde tapılan tanrılardan, Allah Teâlâ’nın en çok buğzettiği; heva-i nefsdir.” Buyurmuşlardır. (ihya-u ulumiddin 1/88)

Çünkü nefsin arzu ve isteklerinin kırılması çok zordur. Sırf bunun uğruna pek çok kimse dininden vazgeçmekte, geçici zevkler uğruna ahiretini feda etmektedir.Görsel

Halbuki hevesleri uğruna ahiret feda edilen dünya hayatı geçicidir. İnsanlar tarafından bu kadar kıymet verildiği halde Cenab-ı hakkın nazarında hiçbir değeri yoktur.

Peygamber efendimiz ashabı ile beraber ölü bir koyunun yanından geçerken;

–          Gördüğünüz şu koyun ölüsünün sahibi nezdinde bir kıymeti var mı? Diye sorunca, oradakiler;

–          Kıymeti olmadığı için onu buraya attı, dediler. Bunun üzerine rasul-i ekrem;

–          Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; bu dünya bu koyunun sahibi yanında olan kıymetinden ziyade Allah katında değerli değildir. Eğer dünyanın Allah katında sivri sinek kanadı kadar bir kıymeti olsaydı, Allah Teâlâ ondan kafire bir yudum su içirmezdi. Buyurdular. (ihya-u ulumiddin 3/453)

İşte bizlerin uğruna ahiretimizi feda ettiğimiz dünyanın hz Allah katında hiçbir kıymeti yoktur.

Necran’dan ikiyüz yaşında bir zat valiliği sırasında hz Muaviye’yi ziyarete gelir. Hz Muaviye bu uzun ömürlü adama;

–          Dünyayı nasıl buldun? Diye sordu. Adam;

–          Bazı yıllar darlık ve bazıları da bolluk yılları. Geçen her gün ve gece de doğan oluyor, ölen oluyor. Doğanlar olmasa nesil tükenir, ölenler olmasa dünya dar gelirdi, dedi. Hz Muaviye;

–          Benden ne istersen iste, deyince, adam;

–          Geçen ömrümü geri çevirir veya gelen ecelimi durdurabilir misin? Dedi. Hz Muaviye;

–          Bunlara gücüm yetmez, deyince, adam;

–          O halde ben daha ne isterim… demiştir.

Davud-u Tai hz;

“Ademoğlu, ne kadar gafilsin. Emelime ulaştım diye sevinirsin halbuki ömür sermayen gitmiş, ondan haberin yok. Bu arada amelini de ihmal edersin. Sanki amelin başkası içinmiş gibi buna aldırış etmezsin.” Buyuruyor (ihyau ulumiddin 3/472)

Hal böyle olunca kul için geçen yıllara yahud gelecek senelere bel bağlayıp sevinmek yahut zamanını nefsinin arzusuna uyarak ziyan etmek yerine Rabbinin rızasının peşinde koşması lazım gelir.

Özellikle Cenab-ı hakkın gadabını çekecek hal ve davranışlardan ve hatta böyle meclislerden uzak durması lazım gelir.

İbn-i Ömer (r.a.) teşebbüh (benzemek) hakkında şöyle buyururlar: “Bir kimse müşriklerin arzına ev bina edip, onların bayramlarına katılmak suretiyle onlara benzerse, o kimse kıyamet günü onlarla beraber haşrolunur.” (Feyzü’l-Kadir, 104)

İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani Hazretleri de: “İki dini tasdik eden dahi, şirk ehlinden sayılır. İslam hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşriktir. Hâlbuki küfürden teberri etmek (uzaklaşmak) şirk şaibelerinden sakınmak tevhiddir.” buyurarak, şöyle devam eder:

Hinduların büyük bildikleri günlere tazim, Yahudilerce bilinen adetlere uymak, küfrü icap ettirir. Nitekim ehl-i İslam’ın cahilleri, bilhassa kadınlar, küffarın belli günlerindeki küfür merasimini icra etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar… Böylelikle o merasime tam manası ile itina ederler.” (Mektubat-ı imam-ı Rabbani, 3/41)

Yine Mektubat-ı Şerife’nin 1. cildinin 266. mektubunda buyuruyorlar ki:

“Bir defasında, bir hastanın ziyaretine gittim. Ölümü yaklaşmıştı. Haline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki kalbi şiddetli zulmet içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların menşei dahi küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır. Bundan sonra belli oldu ki bu zulmetlerin def’ii için teveccüh yerinde bir iş değildir. Zira onun bu zulmetlerden temizlenmesi cehennem azabına kalmıştır. -Ki küfrün cezası da odur.- Ve bana malum oldu ki, onda imandan bir zerre miktarı mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedi kalmaktan kurtulacaktır.”

Demek ki, bu hal ve davranışları işlemek şöyle dursun işleyenlere benzemek dahi imanımızın zevaline sebebiyet vermektedir. Her ne kadar biz niyetimiz küfür değildir desek dahi hz Allah ayeti kerimesinde;

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُۜ قُلْ اَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ وَرَسُولِه۪ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُ۫نَ

Eğer kendilerine sorarsan, “Biz sırf lafa dalmış, şakalaşıyorduk.” derler. De ki: “Allah ile, âyetleri ile ve peygamberi ile mi alay ediyorsunuz?” (tevbe 65)

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۘ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ۟

Bunlar ahireti, dünya hayatına satmış kimselerdir. Onun için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine bir yerden yardım da gelmez. (bakara 86)

Cenab-ı Hakk cümlemizi dünyalık bir günlük, bir gecelik, bir anlık hevesler uğruna ahiretini feda etmekten, ahireti dünya hayatına satmaktan muhafaza buyursun.

 
1 Yorum

Yazan: 27/12/2013 in Gündelik Hayat

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Kabe-i Muazzama ve Ziyaretin fazileti (Umre)

Kabe-i Muazzama ve ziyaret (umre)

اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكاً وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ*

Manası; Doğrusu insanlar için vazolunan ilk ma’bed, Mekke’deki, elmler için hidayet olan mübarek beyttir.(Al-i İmran 96 elmalılı hamdi yazır meali)

Müslümanların kıblesi ilk önce Mescid-i aksa idi. Daha sonra Mescid-i Haram’a çeviren ayet nazil olunca yani,kıble beyt-i Makdis’ten Kâbe’ye çevrildiği zaman, Yahudiler, Kabe’nin daha kıymetli olmasını kabul edemediler. Çünki, Mescid-i Aksa Müslümanlar için kıymetli olduğu gibi Yahudi ve Hristiyanlar içinde kıymetliydi. İşte, Yahudiler Kabe’nin kıymetinin artmasını istemedikleri için Efendimiz hazretlerinin nübüvveti hakkında, kötülemek için ileri geri konuştular. Ve:

-“beyt-i Makdis, Kabe’den daha faziletli ve kıble olmaya daha layıktır. Çünki beyt-i Makdis, Kabe’den önce konuldu. Beyt-i Makdis, mahşer toprağıdır. Bütün peygamberlerin hicret ettiği yerdir. Peygamberlerin kıblesidir. Orası Allah Teala hazretlerinin alemler için mübarek kıldığı kutsal topraklardır. Allah teala hazretlerinin hz Musa ile konuştuğu dağ, oradadır. Bütün bu sebeplerden dolayı, kıbleyi oradan Kabe’ye çevirmek batıldır.” Dediler.

Yahudilerin bu konuşmaları üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu;

اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ

“doğrusu insanlar için vazolunan (konulan) ilk mabed,” hangisidir?

لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ

“elbette Mekke’deki” yani Mekke’de bulunan beyttir. (ruhul beyan tefsiri 3/627)

Bizim sahip olduğumuz tarih bilgisine göre; ilk önce Süleyman as tarafından mescid-i aksa bina edilmiştir. Daha sonra İbrahim as tarafından Kabe-i Muazzama bina edilmiştir. Ancak Cenab-ı Hakk’ın ayetleri Hakk ve doğru olup asla yalan ve yanlış bulunmamaktadır.

Evet, yeryüzüne bina edilen ilk mabet, ilk bina Kâbe-i Muazzama’dır. Zira Kâbe-i Muazzama’nın temelleri İbrahim as bina etmeden önce Read the rest of this entry »

 
 

Etiketler: , , , , , , , , ,

ON GÜNLERİN FAZİLETİ

وَالْفَجْرِۙ ﴿١﴾    وَلَيَالٍ عَشْرٍۙ ﴿٢﴾    وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ ﴿٣﴾    وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِۚ ﴿٤﴾    هَلْ ف۪ي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذ۪ي حِجْرٍۜ ﴿٥﴾

“Fecre, on geceye, çifte ve teke yemin olsun. Geçip giden geceye yemin olsun. Hiç şüphe edilmeye ki; bunlarda gerçek yemin vardır, aklı başında olanlar için..” (fecr suresi 1, 2, 3, 4, 5)

Cenab-ı Hakk Kur’an-ı  azimüşşanda birtakım şeylere yemin etmiştir ki; bu surede de fecre ve 10 günlere yemin etmiştir. Bu surede yemin olunan fecr ile maksad bazı müfessirlere göre zilhicce ayının ilk gününün sabahı, bazılarına göre muharrem ayının ilk gününün sabahıdır ki yeni sene ondan doğar, başlar.

On geceden maksat da yine zilhicce ayının ilk 10 günü yahut muharrem ayının ilk on günüdür.(tefciruttesnim fi kalbin selim 2/732) yahut ramazanı şerifin son on günüdür. (dürretül vaizin 2/1144)

Ayette on gece diyerek zikredilmiştir ancak, Kur’an-ı Kerim adeti arap üzere inmiştir ki araplar gece diyerek tüm günü kasdederler, Cenab-ı Hakk’da gecesine işaret ederek günleri ile beraber kasdetmiştir.

Cenab-ı Hakk sene içinde üç on günü tercih etmiştir. Diğerlerinden üstün kılmıştır, şöyleki;

1-      Ramazan ayının son on günü, çünki bu günlerde kadir gecesinin bereketi vardır.

2-      Zilhicce ayının ilk on günü, zira o günlerde, terviye günü, arefe günü, kurban günü, telbiye, hac işleri, değişik dini merasimler vardır. Nitekim bu manada gelen bir hadis-i şerifte; Read the rest of this entry »

 

Etiketler: , , , , , , , , ,